üyesi olduğu bir topluluk yok
Mektup
rüzgar ve yağmur diyor ki
insanın kaybolduğu bir uçurumdur bu kent
ve sarhoş masalarından arta kalan para üstüdür artık aşk
sahte sözcükler kadar çarpar kalbin duygusuz gecelerde
yalandır sana bakan gözlerdeki cılız ışıltı
yalandır dudakların zehir kokan kırmızısı
ah uykusuz gecelerim
yeryüzünün soluksuz kalmış bütün topraklarında yanan kalbim
geçmiş zaman kavimlerinde arama ihaneti
seni ölüme yaklaştıracak her şey biraz ihanettir
herkesin seni konuştuğu ve sana taptığı günleri düşün
düşün gücünün altında sinen ve büyülenenleri
''kardeşlerim, yarenlerim, dostlarım, yoldaşlarım, sevgililerim''
beni anlamaya çalışanlar ve anlamayanlar
ucuz bir masal değil yaşanılanlar ellerimi tutun yeter
ellerimi tutun yeter. rüzgar bunu diyor
sarılın ona diyor yağmur
tapmak ve küçümsemek iktidarın iki rengidir
oysa bilgelerin dudaklarından dökülen sadece öğüttür
övgülerse biraz öfkedir ve yürek aldatır
bir mektuba başlar gibi bakmak istiyorum sana
sözün büyüsüyle sallanan saçların kapasın yüzümü
bırak biraz da böyle sızlasın vicdanım
derinde ipe dizilmiş yaralarım tümden değil
bu gerçek, esmer ve dile ait
kırılgan ilişkiler sırtımda yük
işte bu anlarda bırak her yerimi şiir sarsın
işte bu anlarda bırak yalnızlık üstümü örtsün
geceye gömdüm bakışların anlamını
say ki konacak bir dalım yok
say ki sokaklara düşmüş bir gölgeyim
hakkım olmayan kötülükler sarsıyor yüreğimi
ve nedensizce yalan söylüyor tanıdığım insanlar
şimdi ben acıyan ve örselenen bir adamım
hayatın önünde itiraf ediyorum
anlamak temiz kalmak kadar başlangıçtır
Özgün Enver Bulut
IŞIKLARLA OYNAMAYIN
başımı döndürüp bakamıyorum
nasıl kaldı gerilerde onca yıl
karanlık bir gömütlüğü düşte geçmiş gibiyim
tatmadığım bir içkiyi bir akşam
afrikasal bir törende içmiş gibiyim
birdenbire kan yağmurlu bir bulut
birdenbire kan kokulu bir duman
şaşkınlıktan gemileri yakmış gibiyim
ışıklarla oynamayın / dedim ben size
yararı yok karanlıkta sürek avının
dedim ben size
yanlış kalemlere kayar elleri yazıcıların
tutanaklar yanlış yazar
dedim ben size
karanlığı az kullanın / kirliler kokar bir gün
bir gün yanar bu ışıklar sırıtır suratlarınız
kirlilere sığınmayın / dedim ben size
yararı yok oynaşmanın törensel aklıklarda
kaçın kaçabilirseniz uzak sulara
ışıklarla oynamayın / dedim ben size
Hasan Hüseyin Korkmazgil
Ellerinize ve Yalana Dair
Bütün taşlar gibi vekarlı,
hapiste söylenen bütün türküler gibi kederli,
bütün yük hayvanları gibi battal,
ağır ve aç çocukların dargın yüzlerine benziyen elleriniz.
Arılar gibi hünerli hafif, sütlü memeler gibi yüklü, tabiat gibi cesur
ve dost yumuşaklıklarını haşin derilerinin altında gizliyen elleriniz.
Bu dünya öküzün boynuzunda değil,
bu dünya ellerinizin üstünde duruyor.
Ve insanlar, ah, benim insanlarım,
yalanla besliyorlar sizi, halbuki açsınız,
etle, ekmekle beslenmeğe muhtaçsınız.
Ve beyaz bir sofrada bir kere bile yemek yemeden doyasıya,
göçüp gidersiniz bu her dalı yemiş dolu dünyadan.
İnsanlar, ah, benim insanlarım,
hele Asyadakiler, Afrikadakiler,
Yakın Doğu, Orta Doğu, Pasifik Adaları
ve benim memleketlilerim,
yani bütün insanların yüzde yetmişinden çoğu,
elleriniz gibi ihtiyar ve dalgınsınız,
elleriniz gibi meraklı, hayran ve gençsiniz.
İnsanlarım, ah, benim insanlarım,
Avrupalım, Amerikalım benim,
uyanık, atak ve unutkansın ellerin gibi,
ellerin gibi tez kandırılır, kolay atlatılırsın...
İnsanlarım, ah, benim insanlarım,
antenler yalan söylüyorsa,
yalan söylüyorsa rotatifler,
kitaplar yalan söylüyorsa,
duvarda afiş, sütunda ilan yalan söylüyorsa,
beyaz perdede yalan söylüyorsa çıplak baldırları kızların,
dua yalan söylüyorsa,
ninni yalan söylüyorsa,
rüya yalan söylüyorsa,
meyhanede keman çalan yalan söylüyorsa,
yalan söylüyorsa umutsuz günlerin gecelerinde ayışığı,
ses yalan söylüyorsa,
söz yalan söylüyorsa,
ellerinizden başka her şey
herkes yalan söylüyorsa,
elleriniz balçık gibi itaatli,
elleriniz karanlık gibi kör,
elleriniz çoban köpekleri gibi aptal olsun,
elleriniz isyan etmesin diyedir.
Ve zaten bu kadar az misafir kaldığımız
bu ölümlü, bu yaşanası dünyada
bu bezirgan saltanatı, bu zulüm bitmesin diyedir.
Nazım Hikmet
MOR MENEKŞE, AÇ DOSTLAR VE ALTIN GÖZLÜ ÇOCUK
A be şair,
bizim de bir çift sözümüz var
«aşka dair.»
O meretten biz de çakarız
biraz...
Deli çığlıklar atıp avaz avaz
burnumun dibinden gelip geçti yaz
sarı
tahta vagonları
ter, tütün ve ot kokan
bir tren gibi.
Halbuki ben
istiyordum ki gelsin o
kırmızı bakır bakracında bana
sıcak süt getiren gibi...
Fakat neylersin,
yaz böyle gelmedi,
yaz böyle gelmiyor,
böyle gelmiyor, hay anasını... şey!..
EEEEEEEEEY...
kızım, annem, karım, kardeşim
sen
başında güneşler esen
altın gözlü çocuk,
altın gözlü çocuğum benim;
deli çığlıklar atıp avaz avaz
burnumun dibinden gelip geçti de yaz,
ben, bir demet mor menekşe olsun
getiremedim
sana!
Ne halt edek,
dostların karnı açtı
kıydık menekşe parasına!
Nazım HİKMET
BUNAYDIN
Bir limon kalmış güneşten
Bi de daluçlarında buhur
Bulutlar ki kar
Bulutlar yağıyor
Dizdüşümlerime...
Bir tahtaboştasın loş
Sarmanlar gelip gidiyor
Silüsler beyazdan da yılan
Sen bu tipiden çıkmıyacan...
Bir limon kalsa da güneşten
Bide ölümcül umut
Sen bu umuttan iflah
Olamaya
Can. . .
Can YÜCEL
AŞKIN KARANLIK METALİ
Karanlıkta duruyorum aşk vurmasın yüzüme
Dokunmasın bana kimse
Kimse ulaşmasın artık
Tenimin incinen yerlerine
Uyanmasın bir daha etimdeki yaralı hayvan
Zamanın siyah deltasında çürümek istiyorum
Biliyorum artık kimse yok kimsesizliğimde
Biliyorum aşka kimse yok
Aşkın karanlık metali
Soğuyor yüreğimin derinliklerinde
Aşklarım, arkadaşlarım, dostlarım
Dağılıp gitti herkes
İçimi sızlatacak kimse kalmadı içimde.
Murathan MUNGAN